14 Nisan 2012 Cumartesi
KONFÜÇYUS DER Kİ
"İnsanoğlunda seni şaşırtan şey nedir?" diye sormuşlar Konfüçyus'a.
Cevabı:
İnsanoğlu para kazanmak için sıhhatini verir.
Sonra, sıhhatini kazanmak için parasını verir.
İstikbali düşünürken, yaşadığı günü unutur.
Böylece ne bu günü yaşar ne de istikbali.
Aslında ölüm yokmuşçasına yaşarken yaşamamış gibi ölür.
HATIRLA AMA / MEVLANA ŞİİR
Bir tatlı ömür gibi gitmeye niyetlendin,
ayrılık atına eyer vurdun inadına.
Ama bizi unutma, hatırla ama.
Sana temiz dostlar, iyi dostlar, bağdaş dostlar
yeryüzünde de var, gökyüzünde de var.
Eski dostla ettiğin yemini, hatırla ama.
Sen her gece ay değirmisini
başına yastık edince yollarda,
dizime yattığın geceleri, hatırla ama.
Sen ey, hüsrev'i kendine kul,
şîrin gibi bir nice güzeli esir eden,
aşkının ateşiyle tıpkı ferhat gibi benim
ayrılık dağını delmede olduğumu, hatırla ama.
Bir deniz kesilen gözlerimin kıyısında
bir aşk ovasını görmüştün hani;
Safran dallarıyla, ağustos gülleriyle sarmaşdolaş.
Bunu unutma, hatırla ama.
Ey tebrizli Şems,
dinim aşktır benim, senin yüzünü gördüm göreli,
benim dinim senin yüzünle övünür, ey sevgili.
Bunu unutma, hatırla ama.
HZ. MEVLANA
SEVGİNİN BEDELİ
Küçük oğlu annesine geldi ve ona kağıdı uzattı.
Annesi ellerini önlüğüne kuruladıktan sonra kağıdı okumaya başladı;
Çimleri biçtiğim için; 5 tl,
Odamı temizlediğim için; 1 tl,
Alışverişe gittiğim için; 50 kr,
Küçük kardeşime baktığım için; 25 kr,
Çöpü attığım için; 1 tl,
İyi bir karne getirdiğim için; 5 tl,
Bahçeyi temizlediğim için; 2 tl,
Toplam borç 14 tl, 75 kr...
Anne, umutla kendisine bakan oğlunun elinden kağıdı aldı
ve kağıdın arka yüzüne şunları yazdı;
Seni 9 ay karnımda taşıdım; BEDAVA,
Hasta olduğunda başında bekledim, elimden geleni yaptım,
senin için dua ettim; BEDAVA,
Yıllar boyu değişik nedenlerle senin için gözyaşı döktüm; BEDAVA,
Senin için geceler kaygı duyup, uykusuz kaldım; BEDAVA,
Oyuncaklarını topladım, yemeğini hazırladım,
giysilerini yıkadım, ütüledim; BEDAVA YAVRUM.
Ve bunların hepsini topladığın zaman,
gerçek sevginin bedelinin olmadığını görürsün,
bedavadır çünkü…
Oğul annenin yazdıklarını okuyunca gözleri doldu.
Annesine baktı, “Anneciğim seni seviyorum” dedi
ve kalemi alarak bu kağıda
“HEPSİ ÖDENMİŞTİR” yazdı.
12 Nisan 2012 Perşembe
HADİSLER IŞIĞINDA AKSIRMA VE ESNEME
Aksırma (hapşırma), Allah'ın insana bahşettiği şaşırtıcı bir savunma mekanizmasıdır. Çünkü aksırma ihtiyacı hissettiğimiz zaman engel olamayız. Vücudunuza bu mekanizma konulmamış olsaydı, bize rahatsızlık veren pek çok zararlı maddelerden ve tozlardan kurtulamazdık. İşte bu sebepledir ki milyonlarca mikrop ve zararlı maddelerden kurtulduğumuz için, aksırdıktan sonra Rabbimize şükrediyor ve "elhamdülillah" diyoruz.
İnsan aksırınca çok kısa bir an kalbin atışı durur ve tekrar çalışmaya başlar. İşte bu, insanın ölüp de tekrar hayata dönmesi gibidir. Bu sebeple aksırma engellenmemelidir. Zira aksırma esnasında duran kalp, tekrar çalışmayabilir. Cenabı Hakk'ın insana tekrar kalbin çalışması nimetini vermesi karşısında da yine, 'elhamdülillah' diyerek Cenâb-ı Hakka şükredilir.
Aksırmak vücutta meydana gelen bir sıkıntı, bir zorlama sonucu olur. Bu ihtiyacı duyan kimse aksırdığı anda ferahlar. Bu ferahlamadan dolayı da Müslümanın yine Allah'a şükretmesi gerekir. Zira Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
"Allah kulunun aksırmasını sever, fakat esnemesinden hoşlanmaz. Ey Müminler! Sizden biriniz aksırıp Allah'a hamd ederse, (el-Hamdülillah derse) onun hamdettiğini işiten her müslümana, "Yer-hamükellah" diye karşılık vermesi gerekir Esneme işi şeytandandır. Birinize esneme hâli gelirse mümkün olduğu kadar esnemeye engel olsun. Çünkü biriniz esnemek üzere ağzını açınca onun bu gafletine şeytan güler" buyururlar. (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII, 165).
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
"Aksıran yahut geğiren kişi "elhanıdülillahi âlâ külli halin minelhâl' derse, ondan en hafifi cüzzam olan yetmiş hastalık def edilir." buyurmuşlardır.
Başka bir rivayette ise şöyledir: "Kim aksırdığı zaman 'elhamdülillahi Rabbi'l âlemine âlâ külli hâlin makâne' derse ebediyen ne kulak ne dil (ne de karın) ağrısı çeker." (Kütübi Sitte, c. 9, s. 426.)
İbni Ömer radıyallahu anh rivayet ediyor:
"Bir gün Peygamberimizin yanında otururken aksırdım. Ashâb bana: "'Yerhamükellah' (Allah sana merhamet edip, hastalık vermesin) dediler. Peygamberimiz de onlara: " 'Yehdikümullahu ve yuslihubâleküm (Allah sizi şaşırtmayıp hidayete (doğru yola) iletsin ve işinizi yoluna koysun) diye dua etti" (Hayâtü's Sahabe, c-3/79)
Aksırma karşılıklı duâlaşmaya vesiledir. Bu, aynı zamanda, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin de sünnetidir. Aksırmakla saniyenin onda biri kadar bir zamanda gözlerimiz ve hava yollarımız kapanarak saatte 300-350 kın hızla 85 milyon bakteriyi bomba gibi havaya fırlatırız. Aksıran kişinin mikropları etrafa saçmaması ve grip gibi hastalıkları yaymaması için el, mendil ya da elbisesiyle ağzını kapaması sünnettir. Zira Ebu Hureyre ra-dıyallahuanh ın bu husustaki bir rivayeti şöyledir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem aksırdığmda elini veya elbisesini ağzına koyar sesini gizler veya aksırmayı içinden yapardı'' Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin bu hareketi, çevrede bulunan insanları, bulaşıcı hastalıklardan korumaya yönelik, ilâhî hikmetin gereği, bir nevi vahiyle kendisine ilhâm edilen bir davranıştır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Üç defaya kadar aksıran kimseye dua edilir. Eğer daha fazla aksıracak olursa; ister dua edersin, ister etmezsin [Çünkü artık o hastadır]" (EbûDâvud, Edeb; 91)
Aksıran kimse, "Elhamdülillâh" demelidir. Böyle dedikten sonra orada bulunanlar da kendisine dua eder. -Aksıran da duaya mukabele eder. "Elhamdülillâh" demeyene ise bir şey denilmez- Şeytan, asrı saadette, adı bilinmeyen "mikrop" anlamında kullanılmış olmalıdır. Ağzı kapatmak görgü kuralları açısından da önemlidir. Sahabeden biri peygamberimizin yanında aksırmış, hamd etmeyince de peygamberimiz tarafından ikaz edilmiştir. Günümüzde aksırana "çok yaşa" denir. Bu dini ve milli bir anlam taşımamaktadır. Bu sadece bir iyi dilek ifadesidir.
ESNEME ADABI
Peygamberimiz (sav) bir Hadis-i Şeriflerinde:
"Esnemek şeytandan, aksırmak ise rahmandan kaynaklanır." buyurmuşlar.
Bir insan üç yerde çok esner:
1- Uykusu gelince
2- Acıkınca
3- Nazar değince.
Her üç zamanda insanın bedenen ve ruhen zayıfladığı zamanlardır. Bedenen ve ruhen gücü azalmış olan insanı şeytanın etkilemesi veya hastalanması çok kolaydır.
Rasül-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
"Biriniz namazda iken esneyeceği zaman gücü yettiği kadar esnemeyi hapsedip tutsun, çünkü şeytan girer." (Müslim, Zühd, 57,58, 59) buyurmaktadır.
Özellikle namazdayken esneme uygun görülmemiş ve esneme halinin uygun bir şekilde geçiştirilmesi tavsiye edilmiştir. Namaz kılan bir kişinin esnemesi veya gerinmesi, onun namazdan bir şey anlamadığını ve ne yaptığını bilmediğini göstermeye yeter. Böyle şuursuzca kılınan bir namaz, çevresindekileri rahatsız edeceği gibi, insanı da Kuranda belirtilen, kötülüklerden ve çirkinliklerden alıkoymaz. Bu sebeple, Hadis-i Şeriflerde belirtildiği gibi, ertelemeden, yorgunluk ve tembellik basmadan namaz vakti girer girmez kılınmalıdır. Nitekim şeytan insanı oyalayıp namazı erteletmeye çalışır. Namaza duran bir kişinin, önce kimin huzuruna çıktığını çok iyi bilmesi ve namazını da bir o kadar uyanık ve dinç kılması gerekir.
İnsanın esnemeyi hapsetmesi, gerek namazda, gerekse içinde bulunduğu toplumda, ağzını sonuna kadar açarak esnemekten kaçınması emredilmektedir. Müslüman, her yerde âdâbı muaşeret kurallarına uyan, nazik ve kibar bir insan olmak durumundadır. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in, kendisinin esnemediği eserlerimizde yazılıdır. Esnemesi gelen kişinin, bunu düşünmesi durumunda esneme halinin gittiği de tecrübe ile sabittir.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
"Sizden biriniz esneyeceği zaman elini ağzına koysun; zira şeytan ağzına girer." (Müslim) buyurması bu sebeptendir.
Müslüman'ın davranışlarına dikkat etmesi ve başkalarına tiksinti verebilecek şekilde ağzının içini göstermemesi gerekir. Bunun yanı sıra, ağzını alabildiğine açıp yayarak esneyen bir insanın, o anda kısmen müdafaasız kaldığı için, içeri girebilecek mikroplara ve diğer istenmeyen şeylere karşı da uyarılmıştır.
(alıntı / Ahmet Ağmanvermez - İlkadım Dergisi)
3 Nisan 2012 Salı
YAŞ
Çocuk sordu babasına;
- Baba sana üç sorum olacak, diye...
- Bir kere gidince geri gelmeyen şey nedir?
Sustu adam...
- Hiç konuşmadan kendimi ifade etmek istesem ne yapmam gerekir?
Düşündü adam...
- Son olarak da hayatta nasıl mutlu olurum? Bana söyler misin baba? dedi.
Güldü baba ve
- Cevabım ''YAŞ'' tır oğlum, dedi.
- Pusulan yaş olsun senin...
- İlk sorunun cevabı dünyaları versen yaş'ını geri alamazsın.
- İkinci sorunda da bazen hiç konuşmana gerek kalmaz.
Bir damla göz'yaş'ın en güçlü cümleleri bile kurşuna dizer.
Son sorunun cevabı da hayatta mutlu olmak istiyorsan sen sen ol, hiçbir zaman 'yaş' tahtaya basma...
HAYIRLI EŞ NASIL OLUR
Anne kızına sorar:
-Beğendin mi dün seni istemeye gelen çocuğu?
-Evet anne.
-Sen kolay kolay beğenmezdin?
-Bu beğenilmeyecek gibi değil ki anne. Anahtarı var.
-Evi mi var yani?
-Hayır.
-Arabası mı var yoksa?
-Hayır anne.
-O zaman bankada kasası mı?
-O da yok anne. Olan varlığı 5 vakit kıldığı namazı.
-Ne alaka "anahtar" canım ?
-Bilmiyor musun?
NAMAZ; CENNET'in Anahtarı. Gözü yükseklerde yani.
Maksadı; CEMAL'e erişmek boşvermiş dünyayı.
-Nerden anladın canım ?
-Lisanından dökülen sözler iman kokuyordu. Mesela "Beğendin mi beni ?" dedim.
Başını yerden kaldırdı ve şunu dedi;
''RABBİM siretini ve suretini yüreğime ısındırdı."
RABBİM cümle Ümmed-i Muhammed'e hayırlı eşler nasip etsin...
2 Nisan 2012 Pazartesi
ELMALILI HAMDİ YAZIR'IN DUASI
İlâhî!
Hamdini sözüme sertâc ettim,
Hamdini sözüme sertâc ettim,
zikrini kalbime mi'râc ettim,
Kitâbını kendime minhâc ettim.
Kitâbını kendime minhâc ettim.
Ben yoktum, Sen var ettin.
Varlığından haberdâr ettin, aşkınla gönlümü bîkarar ettin.
İnâyetine sığındım, kapına geldim.
İnâyetine sığındım, kapına geldim.
Hidâyetine sığındım lütfuna geldim.
Kulluk edemedim, afvına geldim.
Şaşırtma beni, doğruyu söylet, neş'eni duyur, hakîkati öğret.
Sen duyurmazsan ben duyamam,
Sen söyletmezsen ben söyleyemem,
Sen sevdirmezsen ben sevemem.
Sevdir bize hep sevdiklerini!..
Yerdir bize hep yerdiklerini.
Yâr et bize erdirdiklerini.
Sevdin habîbini, kâinâta sevdirdin.
Sevdin de hil'at-i risâleti giydirdin.
Makâm-ı İbrahim'den Makâm-ı Mahmûd'a erdirdin, server-i asfiyâ kıldın, Hâtem-i enbiyâ kıldın. Muhammed Mustafa kıldın.
Salât ü selâm, tahiyyât ü ikram, her türlü ihtirâm O'na, O'nun âline, ahbâbına, ailesine, ashâbına ve etbâına Yâ Rabb!Amin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Hayatta strese karşı ilaç olarak Ecdadımız Osmanlı’nın düstûr edindiği 5 esas şunlardır: 1- Er-rızku al’allah: Rızkı veren Allah’tır, ...
-
İnnâ lillahi ve İnnâ İleyhi Raciûn İstircâ' lügatta, "geri dönmek, geri vermek, geri almak, dönmesini istemek" a...
-
SEMA KAPILARI AÇILDI Gök Sema Kapılarını Açan Dua Zikir Hz. Ömer'in oğlu (Allah ondan razı olsun) anlatıyor; Biz bir gün R...







