GÖZLERİNİZE İBADETTEN NASİBİNİ VERİNİZ
































Bir gün Peygamber Efendimiz (sav), sahâbîlerine:
“–Gözlerinize ibâdetten nasîbini veriniz!” tavsiyesinde bulunmuştu.

“–Gözlerimizin nasîbi nedir ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sordular. Peygamber Efendimiz (sav)de:


“–Mushafa bakmak, onun içindekileri düşünmek ve inceliklerinden ibret almaktır.” buyurdular.



(Süyûtî, I, 39)



AKŞEMSETTİN (KS) HAZRETLERİNİN NASİHATLERİNDEN


     Akşemseddin(k.s) Hazretlerinin Nasihatlerinden

Ey oğul!


• Her işe besmele ile başla.
• Daima abdestli ve temiz ol.
• Namaz kılmaya önemle devam et. Namazlarında tembellik etme.

• Kaza ve kaderin Hak'tan olduğunu bil.
• Sana ulaşan nimete şükret, belaya sabret; sakın Allahü Teala’ya isyan eyleme.
• Kimseden incinerek sitem etme ve kimse de senden incinmesin. Kimsenin kalbini viran eyleme(yıkma).

• Kardeşine ulaşan nimete asla haset etme.
• Kimseyi kötüleme, yalan ve iftiradan sakın . Kardeşinin kusurlarını görme.
• Ananı ve babanı duadan ihmal etme. Senden büyük kimsenin önünde yürüme.

• Yalnız sefere çıkma.
• Çok uyumak hastalığa sebeptir.
• Gecenin tamamını uyku ile geçirme. Geceleri uyanık ol (namaz ve zikirle meşgul ol), seher vakitlerinde Kuran-ı Kerim oku. Gece, gündüz Allahü Teala’ya dua ve ilticada bulun.

• Allahü Teala’ya daima hamd et, azabından kork. Hep salih kimselerle otur.
• Dünya sultanlarının iltifatıyla sevinme. Dünyanın geçici sevinci seni oyalamasın.
• İhsan ve ikramın bol olsun, sadakayı ihmal etme.

• Sırlarını ifşa eyleme.
• Kendini başkalarına övme, hiçbir şeyinle övünme.
• Bugünden yarının tasasını çekme.

• Na-mahreme sakın bakma, gaflet verir.
• Yere düşen kırıntıyı alıp yemek,kişinin zengin olmasına sebep olur.
• Daima edepli ol, ikram ettiğine de mütevazi ol.

• Dişini tırnağınla kurcalama.
• Evinde örümcek ağı olmasın.
• Elbiseni üzerinde iken dikme.

• Allahü Teala'ya isyandan sakın ki hafızan ve zekan artsın.
• Sahipsiz mala elini uzatma.
• Ölümü aklından hiç çıkarma.

• Salih amel işle.
• Tembel olma.
• Kaderin esiri olduğunu unutma.

• Yaptığını boşa verme, kar ve zararını iyi bil.
• İki kişi arasına girme.
• Gece vakti evi süpürme.

• İyiliği haddinden fazla yap.
• Ahiret endişesini gönülden çıkarma.
• Dünyanın ferah sevindirmesi seni mağrur etmesin.

• Cünüple yemekte bulunmak kişiye keder ve gam verir.
• Kişi başkasının tarağıyla taranmamalıdır.
• Gece gibi sırları gizle.

• Ekmeği ve helvayı soğuk ye.
• Senden yaşlı ve mevkice yüksek olanın önünde yürüme.
• Evini örümcek yuvasına çevirme, temiz tut misafirlerine ve yakınlarına aç.

• Her zaman Cenab-ı Hakk'a hamd ve şükret.
• Yalan söyleme.
• Kimseye iftira etme.

• Kadınlarla beraber olmaktan ve onlarla çok konuşmaktan sakın. Öyle yapan kimseler yakalarını iftiradan kurtaramazlar.
• Kimseyi doğrudan doğruya adıyla çağırma.
• Fazla ilişki, çok koku sürmek ve çok ekşili yemek insanı yıpratır, yorar.

• Sakın elini yüzüne koyup düşünceye dalma.
• Çok uyku yoksulluğa sebeptir.
• Ananı, babanı ve bütün büyüklerini gözet, onları muhtaç bırakma.

• Her zaman iyi kimselerle olmaya çalış.
• Kişiye edep ve terbiye yakışır.
• Cömert ve kerem sahibi olmak gerekir.

• Don ve benzeri giyeceklerini ayakta giyme.
• Dişini dişine sürtme.
• Ömrünün uzun olmasını istersen başkası için kendini yakıp tüketen mum gibi olma.

• Gıybet etme.
• Sana yakın olmayana yaklaşayım diye çalışma.
• Zamanın kıymetini bil.

• Tüccar gibi verdiğini geri alma.
• Kimsenin arkasından çekiştirip, iyi olmayan taraflarını ortaya koyma.
• Aklın varsa kimsenin bulunmadığı tarafa doğru yola çıkma.

• İçin rahat olmasını istersen elini yüzüne koyma bundan çok rahatsız olursun.
• Gece gündüz Allah'a yalvarmaya devam et.
• Allah sevdiği kulun rızkını dünyada kısar, az verir. Çünkü dünya nimetlerinin gönül aynasının pasını siler.

• Gücün yeterse haset kapısını iyice kapat.
• Bakılması yasak olan kimselere bakma.
• Başkalarına sevgi ve saygıda bulun.

• Kimsenin kalbini kırma.
• Dünyanın nimetlerinin bolluğu kişinin itikadını azaltır ve duygusunu köreltir.
• Otururken elbiseyi vücuda sıkıca sarmalama, serbest bırak.
• Sakın ha bir evde yalnız başına yatmayasın.



                                                                                                                                                        -alıntı-




VEDÂ HUTBESİ ( YUNUSCAN'IN SESİNDEN )


 
Yunuscan'ın sesinden Veda Hutbesini dinleyin / izleyin.


VEDÂ HUTBESİ

(9 Zilhicce 10 H./8 Mart 632 M. Cuma)

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitab etti:

"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür."




"Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım. 


İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

Ashabım! Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O'da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakin benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.

Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.

Ashabım! Dikkat ediniz, cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nın kan davasıdır.

Ey insanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.

Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur'ân-ı Kerim ve Peygamberin sünnetidir.

Mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman'ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman'a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.

Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.

Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.

Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:

- Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.

- Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz.

- Zina etmeyeceksiniz.

- Hırsızlık yapmayacaksınız.

İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz? "

Sahabe-i Kiram birden söyle dediler:

"Allah'ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şahadet ederiz!"

Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şahadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve söyle buyurdu:

"Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! "

SABIR DUASI





 SABRETMEK VE SABIR AYETİ

Hayatta sıkıntı yaşamamak, başımızı ağrıtacak işlere karışmamak, kurtuluşa ermek için sabıra ihtiyacımız vardır. Sabır her derdin, sevginin, muhabbetin en önemli unsurudur. Sabır için okunması gereken dua ve manası şöyledir;



   -BAKARA 250-

Ve lemmâ berazû li câlûte ve cunûdihî kâlû rabbenâ efrig aleynâ sabren ve sebbit ekdâmenâ vensurnâ alel kavmil kâfirîn(kâfirîne).

Ve (Talut'un askerleri), Calut ve onun askerlerinin (ordusunun) karşısına çıktıkları zaman şöyle dediler: “Rabbimiz üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı (düşman karşısında) sabit kıl ve kâfirler kavmine karşı bize yardım et.”

alıntı / derleme

CİBİLİYET Mİ ÖNEMLİ YOKSA EĞİTİM Mİ?


Padişah vezire sormuş:

"Vezir!" demiş; "Cibiliyet mi eğitim mi ?"
-Eğitim mi önemli cibiliyet (soy-sop-mezhep) mi?
Vezir düşünmeden cevap vermiş:
-Cibiliyet padişahım.
 

Padişah memleketin her yerine tellallar çağırtmış.
-Duyduk duymadık demeyin, en iyi hayvan eğiticisine yüz kese altın... 


En iyi hayvan eğiticisi padişahın huzuruna çıkarılmış. Padişah hayvan eğiticisine sormuş:
-Bir kediye tepsiyle servis yapmayı ne kadar zamanda öğretebilirsin?
-Altı ayda öğretirim padişahım.
 

Altı ay dolmuş, huzura alınmış. Padişah:
-Öğrettin mi?
-Öğrettim padişahım.
Saray erkanı toplanmış, kedi elinde tepsi servis yapmaya başlamış, tam vezirin önüne gelmiş; padişah yine vezire sormuş:
"Vezir!" demiş. 

-Eğitim mi önemlidir, cibiliyet mi?
 

Vezir padişahın sorusuna cevap vermeden önce cebinde hazır tuttuğu fareyi yere bırakmış. Kedi tepsiyi attığı gibi farenin peşinde koşmaya başlamış. Tabi altı aylık eğitimde boşa gitmiş.
Vezir cevap vermiş.
 

- Cibiliyet padişahım. Önüne bir fare düştüğünde, eline bir fırsat geçtiğinde, çıkarı için vatanını satmaktan, halkını harcamaktan tereddüt etmeyecek yüksek eğitimli kedilerden, Rabbimiz bu memleketi, bu milleti muhafaza kılsın.

EZAN OKUNURKEN TEKRAR ETMENİN FAZİLETİ



Resulullah Aleyhissalatü vesselam buyurdular ki:

 
"Müezzin, "Allahu ekber Allahu ekber" deyince,

sizden kim samimiyetle, "Allahu ekber Allahu ekber" derse; 

Sonra müezzin: "Eşhedu en la ilahe illallah" deyince,
"Eşhedu en la ilahe illallah" derse;

Sonra müezzin: "Eşhedü enne Muhammeden Resulullah" deyince,  
"Eşhedü enne Muhammeden Resulullah" derse; 

Sonra müezzin; "Hayye ala's-salat" deyince,
"La havle vela kuvvete illa billah" derse; 

Sonra müezzin: "hayye ala'l-felah" deyince, 
"La havle vela kuvvete illa billah" derse; 

Sonra müezzin: "Allahu ekber Allahu ekber" deyince, 
"Allahu ekber Allahu ekber" derse; 

Sonra müezzin: "Lailahe illallah" deyince, 
"Lailahe illallah" derse cennete girer."
 

[ Müslim, Salat 12, (385); Ebu Davud, Salat 36, (527) ]

( Sabah ezanında müezzinin "es-Salâtu hayrun mine'n-nevm" cümlesine "sadakte ve berirte (doğru söylüyorsun)" diye karşılık vermesi sünnettir.)

ÇOCUĞUNA HİÇ BEDDUA ETTİN Mİ?


Adamın biri Abdullah b. Mübarek’e (r.a) gelerek çocuğundan şikayet etti.
Abdullah b. Mübarek:
“Çocuğuna hiç beddua ettin mi?” diye sordu.
Adam: “Evet, ettim.” deyince,
Abdullah b. Mübarek (r.a):
“Çocuğunun ahlakını sen bozmuşsun.” dedi.

GÜVEN


Zamanın birinde yaşlı bir adam ve dünyada tek sahip olduğu varlık olan, çok ama çok güzel bir atı varmış. Adam bir gün atıyla beraber bir yolculuğa çıkmış, yolculuk sırasında bir yerde dinlenirken yanına bir adam gelmiş ve ondan biraz ekmek ve su istemiş. Adam da bohçasında ne var ne yoksa beraber yiyebileceklerini söylemiş. 
 
Oturmuşlar beraberce yemeklerini yemişler aynı kaptan su içmişler ve aralarında güzel bir muhabbet etmişler. Yemek ve muhabbetten sonra dinlenmek için biraz uzanmışlar. 
 
Aradan zaman geçmiş, atın sahibi olan adam uyanmış bir de ne görsün, ne yemeği kalmış, ne suyu, ne de o çok sevdiği dünyalar güzeli atı var, hepsini almış gitmiş o çok güvendiği adam.

Yaşlı adam hiçbir şey söylemeden biraz bakmış boşluğa ve şöyle demiş:

-Ne ekmeğimi böldüğüme yanarım,

Ne suyumu böldüğüme,

Ne o çok sevdiğim atımı götürdüğüne,

Hani o içimdekini götürdün ya…


Mehmed Beşir Parlakoğlu
 
-alıntı-

BU ÇEŞMEDEN MÜSLÜMANA SU İÇMEK HARAM



Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: 

“Her kula helâl, Müslüman’a haram” (!) 

Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye… Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş.

— Bu nasıl fitnedir, dini İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, “Hayrattır, sebildir” diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmışlar adama. Adam:

 
— Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır, dedikçe kadı kızmış:
 
— Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir! Demiş. Demiş ama bir yandan da merak edermiş:
 
— Nedir gerekçen? Diye sormuş. Adam:
 
— Bir tek Sultan’a derim… Diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş. Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan o da meraklanırmış:
 
— De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın hem de ‘her kula helâl, Müslüman’a haram’ yazarsın?” Adam, başı önünde konuşur:
 
— Delilim vardır, lâkin ispat ister.
— Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?
— O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…
— Eeee?!..
 
 — Sultanım, herhangi bir havradan (Sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…

Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Musevîler, “Ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş…


Bir hafta dolunca, adam:

— Sultanım, artık bırakmak zamanıdır, demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler… Az zaman geçmiş ki adam:
 
— Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım, demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Levantenler, din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… 

Sultan:
— Bitti mi? Diye sormuş adama.
— Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle, demiş.
— Şimdi nedir isteğin?
— Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimat edilen âlimini alınız minberinden…

Adamın dediğini yapmışlar, Ulu Câmii imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler… Ve ne olmuş bilin bakalım? Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış…


Geçmiş bir hafta, “Nerde imam?” diye gelen-giden yok! İlmi az ve kabiliyetsiz bir imam tayin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için:

— Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…
— Kim bilir ne halt etti de tevkif edildi!..
— Vah vaah!.. Acırım vaazında geçen günlerime…
— Sorma, sorma…

Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup bitenleri. Sonunda, Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:

— Eee, ne olacak şimdi?.. Adam:
— Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.
— Haklısın, demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
— Ey Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi? Sultan acı acı tebessüm etmiş:
— Hava bile haram, hava bile!... Demiş.

KONFÜÇYUS DER Kİ



"İnsanoğlunda seni şaşırtan şey nedir?" diye sormuşlar Konfüçyus'a.

Cevabı:


İnsanoğlu para kazanmak için sıhhatini verir.

Sonra, sıhhatini kazanmak için parasını verir.
İstikbali düşünürken, yaşadığı günü unutur.
Böylece ne bu günü yaşar ne de istikbali.
Aslında ölüm yokmuşçasına yaşarken yaşamamış gibi ölür.