müslüman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müslüman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2012 Perşembe

BU ÇEŞMEDEN MÜSLÜMANA SU İÇMEK HARAM



Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: 

“Her kula helâl, Müslüman’a haram” (!) 

Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye… Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş.

— Bu nasıl fitnedir, dini İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, “Hayrattır, sebildir” diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmışlar adama. Adam:

 
— Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır, dedikçe kadı kızmış:
 
— Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir! Demiş. Demiş ama bir yandan da merak edermiş:
 
— Nedir gerekçen? Diye sormuş. Adam:
 
— Bir tek Sultan’a derim… Diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş. Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan o da meraklanırmış:
 
— De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın hem de ‘her kula helâl, Müslüman’a haram’ yazarsın?” Adam, başı önünde konuşur:
 
— Delilim vardır, lâkin ispat ister.
— Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?
— O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…
— Eeee?!..
 
 — Sultanım, herhangi bir havradan (Sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…

Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Musevîler, “Ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş…


Bir hafta dolunca, adam:

— Sultanım, artık bırakmak zamanıdır, demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler… Az zaman geçmiş ki adam:
 
— Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım, demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Levantenler, din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… 

Sultan:
— Bitti mi? Diye sormuş adama.
— Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle, demiş.
— Şimdi nedir isteğin?
— Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimat edilen âlimini alınız minberinden…

Adamın dediğini yapmışlar, Ulu Câmii imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler… Ve ne olmuş bilin bakalım? Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış…


Geçmiş bir hafta, “Nerde imam?” diye gelen-giden yok! İlmi az ve kabiliyetsiz bir imam tayin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için:

— Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…
— Kim bilir ne halt etti de tevkif edildi!..
— Vah vaah!.. Acırım vaazında geçen günlerime…
— Sorma, sorma…

Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup bitenleri. Sonunda, Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:

— Eee, ne olacak şimdi?.. Adam:
— Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.
— Haklısın, demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
— Ey Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi? Sultan acı acı tebessüm etmiş:
— Hava bile haram, hava bile!... Demiş.

12 Ocak 2012 Perşembe

KİM YALNIZ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR?



BU YAZIYI OKURKEN YALNIZ BAŞINIZA OLABİLİRSİNİZ...
BİTİRDİĞİNİZDE İSE OLMAYACAKSINIZ...



İnsan kendini nasıl yalnız hissedebilir?
İki omuzunda iki melekle yaşıyor.
Kiramen katibin deniyor onlara.

 
Gündüz iki, akşam iki melek nöbetleşe omuz başımızda.
Neyi kimden gizliyorsunuz?
İnsan bir günah işlerken ne büyük gaflette...
Allahü tealanın gördüğünü unutuyor!
Bu iki meleğin gördüğünü unutuyor!

 
Ahireti bilen bu melekler; bu kimse günah işlerken kim bilir nasıl üzülüyorlar…
Kim bilir neler söylüyorlar…
‘Ey mümin… Ne yapıyorsun… Bunun karşılığını bilsen yapmazdın… Bu ne gaflet…’ mi diyorlar acaba?

 
Sağdaki melek, soldaki meleğin amiridir.
Bir kimse bir günah işlediğinde sol omuzundaki sağ omuzdaki amirinden izin istiyor.
- Yazayım mı bu günahı…
- Yazma… Belki bir hayır işler, tevbe eder… Bekle, diyor.
Merhamete bakınız…

Her ne olursa olsun. 

İki omuzumuzdaki meleğin varlığını unutmamaya alışmalıyız Unutsak da oradalar onlar.
 
Yatağa uzandığımız zaman biri başımıza, biri ayak ucumuza geliyor ve bekliyorlar… Ne yaptığımızı takip ediyorlar.
Hayatımıza girmiyorlar. Vazifeleri kayıt. Sadece mahrem yerlerde (hela ve cima) kişinin yanından ayrılıyorlar. 


Burada bir günah işlenirse Allahü teala meleklere bildiriyor.
 

Biz beş kişilik bir arkadaş topluluğunda beş kişi değil, on beş kişiyiz aslında.
Veya iki arkadaş, oradan ayrılıp giden arkadaşlarının arkasından dedikodu yaparken iki kişi değil, altı kişiler.
Az önce samimi konuştukları o arkadaşlarını çekiştirirken; bu meleklerin katında ne iğrenç bir duruma düşüyor bu insanlar.

 
Yalnız değiliz, değiliz…
Mahşer günü her şey ortaya çıkacak…

Bu melekler vazifeli oldukları kimsenin ölüm anında; gözlerinden perde kalktığında ona görünmeye başlarlar…
Ve yıl sonu karnesi gibi, yıllar içinde tuttukları defteri o kimseye gösterirler…
Nasıl ki başarılı bir öğrencinin yüksek notlu karnesi kendisine tebessümle verilir… 

İşte olgun bir müslümanın defterlerini de ona memnuniyetle gösterirler…
 

Bir büyük zat buyurmuş ki; ‘Kişi günah işlemeye niyetlendiği zaman kötü bir koku yayar. Kiramet katibin melekleri bu kokudan rahatsız olurlar… Onlar sizi rahatsız etmediği gibi siz de onları rahatsız etmeyin…’
Ne hakkımız var Allahın iki mübarek kulunu rahatsız etmeye?



Alıntı/Ömer Çetin ENGİN

Strese İyi Gelen Şeyler