kısa hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kısa hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Nisan 2012 Çarşamba
CİBİLİYET Mİ ÖNEMLİ YOKSA EĞİTİM Mİ?
Padişah vezire sormuş:
"Vezir!" demiş; "Cibiliyet mi eğitim mi ?"
-Eğitim mi önemli cibiliyet (soy-sop-mezhep) mi?
Vezir düşünmeden cevap vermiş:
-Cibiliyet padişahım.
Padişah memleketin her yerine tellallar çağırtmış.
-Duyduk duymadık demeyin, en iyi hayvan eğiticisine yüz kese altın...
En iyi hayvan eğiticisi padişahın huzuruna çıkarılmış. Padişah hayvan eğiticisine sormuş:
-Bir kediye tepsiyle servis yapmayı ne kadar zamanda öğretebilirsin?
-Altı ayda öğretirim padişahım.
Altı ay dolmuş, huzura alınmış. Padişah:
-Öğrettin mi?
-Öğrettim padişahım.
Saray erkanı toplanmış, kedi elinde tepsi servis yapmaya başlamış, tam vezirin önüne gelmiş; padişah yine vezire sormuş:
"Vezir!" demiş.
-Eğitim mi önemlidir, cibiliyet mi?
Vezir padişahın sorusuna cevap vermeden önce cebinde hazır tuttuğu fareyi yere bırakmış. Kedi tepsiyi attığı gibi farenin peşinde koşmaya başlamış. Tabi altı aylık eğitimde boşa gitmiş.
Vezir cevap vermiş.
- Cibiliyet padişahım. Önüne bir fare düştüğünde, eline bir fırsat geçtiğinde, çıkarı için vatanını satmaktan, halkını harcamaktan tereddüt etmeyecek yüksek eğitimli kedilerden, Rabbimiz bu memleketi, bu milleti muhafaza kılsın.
21 Nisan 2012 Cumartesi
GÜVEN
Zamanın birinde yaşlı bir adam ve dünyada tek sahip olduğu varlık olan, çok ama çok güzel bir atı varmış. Adam bir gün atıyla beraber bir yolculuğa çıkmış, yolculuk sırasında bir yerde dinlenirken yanına bir adam gelmiş ve ondan biraz ekmek ve su istemiş. Adam da bohçasında ne var ne yoksa beraber yiyebileceklerini söylemiş.
Oturmuşlar beraberce yemeklerini yemişler aynı kaptan su içmişler ve aralarında güzel bir muhabbet etmişler. Yemek ve muhabbetten sonra dinlenmek için biraz uzanmışlar.
Aradan zaman geçmiş, atın sahibi olan adam uyanmış bir de ne görsün, ne yemeği kalmış, ne suyu, ne de o çok sevdiği dünyalar güzeli atı var, hepsini almış gitmiş o çok güvendiği adam.
Yaşlı adam hiçbir şey söylemeden biraz bakmış boşluğa ve şöyle demiş:
-Ne ekmeğimi böldüğüme yanarım,
Ne suyumu böldüğüme,
Ne o çok sevdiğim atımı götürdüğüne,
Hani o içimdekini götürdün ya…
Yaşlı adam hiçbir şey söylemeden biraz bakmış boşluğa ve şöyle demiş:
-Ne ekmeğimi böldüğüme yanarım,
Ne suyumu böldüğüme,
Ne o çok sevdiğim atımı götürdüğüne,
Hani o içimdekini götürdün ya…
Mehmed Beşir Parlakoğlu
-alıntı-
18 Ocak 2012 Çarşamba
YEŞİL ELBİSE ( İBRETLİK KISA HİKAYE)
Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu.
-Gel seni camiye götüreyim, dedim. Bugün Cuma, biliyorsun.
-Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun, dedi.
-Biliyorum ama, sebebini gerçekten merak ediyorum.
-Ne bileyim olmuyor işte, dedi. Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri çıkar diye endişe ediyorum.
Gayri ihtiyari gülmeye başladım.
-Herhalde şaka yapıyorsun, dedim. Bunun için cami terkedilir mi?
-Ciddi söylüyorum, dedi. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.
Gerçekten öyleydi.
Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.
-Peki, dedim. Hayatında hiç camiye gitmedin mi?
-Çocukken
dedemle birkaç kere gitmiştim, dedi. Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak
diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi
zannetmiyorum.
Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Daha sonra el sıkışıp ayrıldık.
Onunla
konuşmamızdan 2 ay sonra, kendisinin camide olduğunu söylediler.
Hemen
gittim.
Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde
yine yeşiller vardı.
Yavaşca yanına yaklaştım ve kısık bir sesle:
-Hani,dedim. Camiye gelmeyecektin? Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.
6 Ocak 2012 Cuma
EN İYİ BUĞDAY (KISA HİKAYE)
Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı.
Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:
-Elinizdeki
kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle
bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
-Neden olmasın, dedi çiftçi.
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır.
Bu
nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün
kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek
istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam
gerekiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Hayatta strese karşı ilaç olarak Ecdadımız Osmanlı’nın düstûr edindiği 5 esas şunlardır: 1- Er-rızku al’allah: Rızkı veren Allah’tır, ...
-
İnnâ lillahi ve İnnâ İleyhi Raciûn İstircâ' lügatta, "geri dönmek, geri vermek, geri almak, dönmesini istemek" a...
-
SEMA KAPILARI AÇILDI Gök Sema Kapılarını Açan Dua Zikir Hz. Ömer'in oğlu (Allah ondan razı olsun) anlatıyor; Biz bir gün R...



