27 Şubat 2012 Pazartesi

NEME LAZIM BE SULTANIM




Kanuni Sultan Süleyman, en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini hayâl eder, günün birinde “Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı?” diye derin derin düşünmeye başlar... Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi meşhur âlim Yahyâ Efendi’ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu keşfine inandığı Yahyâ Efendi’ye gönderir... “Sen ilahî sırlara vâkıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın âkıbeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlâle uğrar mı?” şeklinde mektubunu gönderir.

Güzel bir hatla yazılmış mektubu okuyan Yahyâ Efendi’nin cevabı bir bakıma çok kısa, bir bakıma içinden çıkılmaz bir hâl alır:

“Neme lâzım be Sultânım!”

Topkapı Sarayı’nda bu cevabı hayretle okuyan Sultân, bir mânâ veremez. Yahyâ Efendi gibi bir zâtın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini pek düşünmez. Söylenmeye başlar: “Acaba bilmediğimiz bir mânâ mı vardır bu cevapta?” Nihayet kalkar, Yahyâ Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gelir. Sitem dolu sorusunu tekrar sorar:

“Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!”
“Sultânım sizin sorunuzu ciddiye almamak kâbil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz ettim.”

“İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece “neme lâzım be Sultânım!” demişsiniz. Sanki “Beni böyle işlere karıştırma” der gibi bir anlam çıkarıyorum.”

“Sultânım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şâyi olsa, işitenler de “neme lâzım” deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa. Fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryâdı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimâd ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hâle gelir...”

 
Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca sultan, söyleneni başını sallayarak tasdîk eder, sonra da kendisini böyle ikaz eden bir âlime memleketinin sahip olduğu için Allah’a şükreder. Yahya Efendi'ye ise bu tür tenbihlerini mutlaka söylemesi gerektiğini anlatır.

İlgili mektup, Topkapı Sarayı'nda sergilenmektedir.


Yahya Efendi Türbesi

22 Şubat 2012 Çarşamba

KADININ CİHADI




Riyad-un Nasıhinde buyuruluyor ki:

Resulullah Efendimiz (SAV), ev işlerini Hazret-i Fatıma (ra)'a, dış işlerini Hazret-i Ali (ra) ’ye vermiş, bu hususta
şöyle buyurmuştur:

(Hanımının evde oturması için, işlerini gören, ihtiyaçlarını karşılayan, onu yabancı erkeklerin görmesinden koruyan, ümmet-i Muhammedin düşmana esir düşenlerini satın almış, azat etmiş gibi sevaba kavuşur.)


(Ya Fatıma, ne mutlu o kadına ki, kocası ondan razı olur. Allahü teâlânın farz kıldığını yapmaktan ve kocasına itaatten sonra kadınlar için, yün eğirmekten, iplik bükmekten üstün iş yoktur. Bir saat yün eğirmek, iplik bükmek veya dokumak, kadınlar için bir yıl ibadet etmekten daha sevaptır. Dokudukları her iplik için amel defterlerine bir şehid sevabı yazılır.)

(Beş vakit namazını kılan, malının zekatını veren, Ramazan-ı şerif orucunu tutan, kocasının günah olmayan işlerinde ona itaat eden ve tesettüre uyan kadın, Cennete istediği kapıdan girer.)

Peygamber efendimiz, kendi kızına ve diğer kadınlara şehid sevabı kazanmak için ev işleri ile meşgul olmalarını emretmektedir. Başka bir hadis-i şerifte de, (Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmektir) buyuruldu. (Şir’a)

Kadınların Cennete girmeleri, erkeklere göre daha kolaydır. Bir kadın salih kocasına itaat ederse cihad sevabı kazanır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Müslüman bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar kocasına itaat edip namusunu muhafaza ederse, Cennete istediği kapıdan girer.) [İbni Hibban]

(Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmektir.) [Taberani]

(Koca hakkına riayet, Allah yolunda cihad etmek gibidir.) [Taberani]

(Hamile iken, doğururken veya lohusa iken ölen Müslüman kadın şehitdir.) [Taberani]

(Müslüman kadın, hamilelikten doğuma kadar ve çocuğu memeden kesene kadar yolundaki mücahid gibi olup ölürse şehit sevabı verilir.) [Taberani]

(Müslüman kadın, hamile iken, gündüz saim, gece kaim ve Allah korkusu kendisinde galip olan bir mücahid sevabı hak eder. Onu ağrı tuttuğunda kendisine verilecek sevabı hiç kimse bilmez. Bebeğin her emişinde bir can ihya etmiş gibi sevap alır. Sütten kestiğinde ise, bir melek, onu takdir ederek, “haydi bir daha” der.) [Ebuşşeyh] Saim = oruçlu demektir, kaim = gece kalkıp namaz kılmak, ibadet etmek demektir.

(Bir kadının kocası kendisinden razı olduğu halde hamile kaldığında Allah yolunda gündüz oruç tutup gece ibadet eden bir kişinin sevabı kadar ona sevap verilir. Doğum sancısı tutunca ona verilecek sevabı ancak Allah ü teâlâ bilir. Doğum yapınca çocuğun emdiği her yudum süte karşılık kendisine bir sevap yazılır. Gece çocuk onu uykusuz bırakınca rızası için 70 köle azat etmiş gibi sevap kazanır. Ey Selame, bunları söylemekteki maksadımı biliyor musun? Namusunu muhafaza eden, kocasına itaat eden ve kocasından gördüğü iyilikleri inkâr etmeyen saliha hanımları kastediyorum.) [Taberani]

Peygamber efendimiz, kendi kızına ve diğer kadınlara şehit sevabı kazanmak için ev işleri ile meşgul olmalarını emretmektedir. (Şir’a)

Bir kadın, kocasını güzel karşılar, güzel sözler söyleyerek hoşnutluğunu kazanmaya çalışırdı. Peygamber efendimiz aleyhisselam, kadının bu hareketinden dolayı kocasına buyurdu ki:
(Hanımına selam söyle, yarı şehit sevabına kavuştuğunu haber ver!) [Şir’a]

Erkeğini razı eden kadın için korku yoktur. 
İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kocası razı olduğu halde ölen kadın Cennete girer.) [Tirmizi]

(Kocasına muhabbet gösteren, çocuk doğuran, öfkelendiği an veya kocası kendine kızdığı zaman, kocasını razı edinceye kadar uyumayan kadın Cennetliktir.) [Taberani]

Riyad-un Nasıhin kitabında buyuruluyor ki:

Resulullah efendimiz, ev işlerini Hazret-i Fatıma’ya, dış işlerini Hazret-i Ali’ye vermiş, bu hususta şöyle buyurmuştur:

(Hanımının evde oturması için, işlerini gören, ihtiyaçlarını karşılayan, onu yabancı erkeklerin görmesinden koruyan, ümmet-i Muhammedin düşmana esir düşenlerini satın almış, azat etmiş gibi sevaba kavuşur.)

Ya Fatıma, ne mutlu o kadına ki, kocası ondan razı olur. Allah ü teâlânın farz kıldığını yapmaktan ve kocasına itaatten sonra kadınlar için, yün eğirmekten, iplik bükmekten üstün iş yoktur. Bir saat yün eğirmek, iplik bükmek veya dokumak, kadınlar için bir yıl ibadet etmekten daha sevaptır. Dokudukları her iplik için amel defterlerine bir şehit sevabı yazılır... 

-alıntı-

20 Şubat 2012 Pazartesi

SESSİZ GEMİ



Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden



YAHYA KEMAL BEYATLI

17 Şubat 2012 Cuma

İŞİM ACELE / ŞİİR



İŞİM ACELE


Gökte zamansızlık hangi noktada?
Elindeyse yıldız yıldız hecele!
Hüküm yazılıyken kara tahtada
İnsan yine çare arar ecele!

Gençlik... Gelip geçti... bir günlük süstü;
Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Eser darmadağın, emek yüzüstü;
Toplayın eşyamı, işim acele!

(1972) 
 
Necip Fazıl KISAKÜREK

PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN ADALET ANLAYIŞI





Peygamberimiz (sav) zamanında, Mahzumilerden bir kadın hırsızlık yapmıştı. Yüksek bir aileye mensuptu kadın. O yüzden Kureyşliler kadının ceza görmesini istemiyorlardı. Hz. Peygamber (sav)'in sevdiğini bildikleri Üsame’yi (ra) Hz. Muhammed (sav)’e gönderdiler. Üsame (ra), Kureyşlilerin ricasını Rasullah (sav)’a iletti. Peygamberimiz (sav), Üsame’ye (ra) şöyle dedi:


“(Ey Üsame, bugün medeniyetlerinden hiçbir eser kalmamış eski milletler ve) İsrailoğulları bu gibi taraf tutmalar yüzünden helak oldular. Bunlar fakirler üzerine şiddetli cezalar tatbik eder, nüfuzlu ve zengin olanları cezasız bırakırlardı... Şayet kızım Fatıma aynı suçu işleseydi gereken cezayı ona da verirdim”.

14 Şubat 2012 Salı

İLM-İ SİYASET




“Çok eski zamanlarda ülkeye nam salmış bir medrese varmış. Bu medreseden mezun olmak çok zormuş. Bir genç burada öğrenciymiş okulu birincilikle bitirmiş. Hocaları demişler ki; “- Sen çok başarılı bir öğrencisin fakat bizim ilmi siyaset diye bir dersimiz daha var bu dersi de okumanda büyük yarar var. Ancak isteğine bağlı.”

Öğrenci ise; “- Ben okulu bitirdim artık hizmet etmek istiyorum.” diyerek ayrılmış. O zamanlar araç falan yok, yaya olarak giderken karşısına bir köy çıkmış. Köye vardığında köylüler; “- Hoş geldin yabancı!” diye köy odası denen bir yerde bir yatak vermişler. Genç gece orda kaldıktan sonra ertesi gün köylülerle birlikte camiye gitmiş. Camide imam anlatıyormuş. Söylediklerinin çoğu yalan yanlış bilgilermiş.

Bizim genç medrese mezunu dayanamamış, hocaya müdahale etmiş; “- Hocaefendi senin anlattıkların böyle değil sen yalan yanlış şeyler söylüyorsun. Eyy cemaat bu hoca sahtekâr, yalancı!” demiş. Hoca bakmış köylünün gözünde itibar kaybedecek, “- Ey cemaat bu genç, aramıza nifak sokmak için gelmiş bunun katli vaciptir.” diye köylüyü gence karşı kışkırtmış bizim genç zor kurtulmuş köylülerin elinden.

Yaka paça yırtık perişan vaziyette hemen oradan hocalarına geri dönmüş. Medresede hocaları genci karşılarında o halde görünce; “- Niye geldin?” diye sormuşlar. Genç; “- İlmi siyaset dersi okumaya geldim.” demiş.

Neyse bizim genç ilmi siyaset dersini de okumuş medreseden ayrılmış. Tekrar aynı köye gitmiş tabii bu süre içinde tipini de değiştirmiş. Köyün girişinde karşılaştığı köylülere, çok ünlü hocalardan ilim tahsil ettiğini söylemiş. Köyün ileri gelenleri hürmetle karşılamışlar bu talebeyi ve köyün en güzel evinde misafir etmişler.

Ertesi gün köylülerle birlikte yine camiye gitmişler. Aynı hoca aynı şekilde yalan yanlış vaaz ediyormuş. Genç galeyana gelmiş rolünde ayağa fırlamış ve cemaate; “- Eyy cemaat demiş, bu hocanız var ya bu hocanız, böyle mübarek hoca zor bulunur ben diyorum ki, sizin hocanın sakalından bir kıl koparan cennete gider, saçından bir kıl kopartan cehennem azabı görmez.” demiş.

Bu hitap üzerine köylülerin tamamı hocadan bir kıl koparmak için hocaya saldırmışlar. Hoca köylülerin altında ezilmiş aradan da çocuğa söyleniyormuş. 
“- Seni tanıdım, sen geçen sene buraya gelen kişisin, ama bu defa İLMİ SİYASET okumuşsun.”

11 Şubat 2012 Cumartesi

KALP NEDEN ÖLÜR ?

KALPLERİN ÖLMESİNİN 8 SEBEBİ





İbrahim İbn-i Edhem'e şöyle bir soru sorulmuş:

"Ey İbrahim İbni Edhem! Biz yüce Allah'a dua ediyoruz. Fakat, bizim dualarımız kabul olmuyor. Bunun sebebi nedir? Oysa, yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de "Bana dua edin ki, sizin dualarınıza cevap vereyim." (Mü'min: 60)diye buyurmuştur."

Bu soruya İbrahim İbn-i Edhem şöyle cevap verdi:

"Sizin kalpleriniz ölmüştür. Siz ölü kalplerle yüce Allah'a dua ediyorsunuz."

Adam, bu cevap üzerine İbrahim İbn-i Edhem'e:

"Acaba bizim kalplerimizin ölümünün sebebi nedir?" diye sordu. Bunun üzerine İbrahim İbn-i Edhem şöyle dedi:

"Sizin kalplerinin ölmesine şu sekiz şey sebep olmuştur:

1 . Yüce Allah'ın hakkını, hükmünü bildiniz" fakat onun gereğini yerine getirip yapmadınız.

2. Kur'an-ı Kerım'i okudunuz; fakat onun emir ve hükümleriyle amel etmediniz.

3. Hz. Peygamber'i seviyoruz dediniz; fakat onun sünnetlerine uymadız.

4. Ölümden korktuğunuzu söylediniz; fakat ölüm için hiçbir hazırlıkta bulunmadınız.

5. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerım'de size: "Sakın şeytanı dost edinmeyin ve onun izinden gitmeyin. Çünkü şeytan, size düşmandır." diye buyurdu. Fakat siz, şeytana uydunuz ve her türlü günahı işlediniz.

6. Siz, cehennem ateşinden korktuğunuzu söylediniz; fakat ellerinizle bile bile kendinizi cehennem ateşine attınız.

7. Siz cenneti sevdiğinizi söylediniz; fakat cennet için hiçbir amel işlemediniz.

8. Sabah, yatağınızdan uyanır uyanmaz başkalarının eksik ve noksanlarını araştırır, onları çekiştirip ayıplarsınız; fakat kendi eksik ve noksanlarınızı asla hatırlamazsınız.

İşte, işlediğiniz bu sekiz şeyden dolayı yüce Allah'ın gazap ve öfkesine uğrayan kimselerin duası nasıl kabul edilir?" 



Kaynak : Rauf Pehlivan - Duanın Esrarı
(Ramazan Efendi, Haşiyet'ül Akaid)

Strese İyi Gelen Şeyler